Fethiye'nin dijital haber ekranı
F
FETHİYE HABER TV
GÜNDEM • YAŞAM • SPOR • TURİZM
Beşkaza Siteleri

BİR FOTOĞRAFLA SEKSENLERE DÖNMEK -SİMGE DİKMEN

BİR FOTOĞRAFLA SEKSENLERE DÖNMEK -SİMGE DİKMEN

BİR FOTOĞRAFLA SEKSENLERE DÖNMEK -SİMGE DİKMEN

Son günlerde sosyal medyada yeni bir akım dolaşıyor: “80’lerde yaşasaydık nasıl görünürdük?”

Bir fotoğraf yüklüyoruz, birkaç saniye sonra karşımızda başka bir zamanın insanı beliriyor. Saçlarımız değişiyor, kıyafetlerimiz değişiyor, fotoğrafın rengi soluyor ve bir anda kendimizi hiç yaşamadığımız bir dönemin içinde buluyoruz.

Tuhaf olan şu:

O yıllarda hiç yaşamadık.

O sokaklarda yürümedik. O evlerde oturmadık. O şarkıları ilk kez radyodan dinlemedik. Bir kasetin kalemle geri sarılmasını beklemedik. Telefonun başında birinin aramasını saatlerce beklemedik.

Ama nedense o fotoğraflara bakarken içimizde tanıdık bir şey uyanıyor.

Sanki orayı özlüyoruz.

Peki insan hiç yaşamadığı bir zamanı özleyebilir mi?

Belki de özlediğimiz şey 80’ler değil.

Belki de özlediğimiz, o yılların bize hissettirdiğini düşündüğümüz hayat.

Daha yavaş akan zamanları…

İnsanların birbirine daha çok baktığı, daha çok konuştuğu, bir fotoğrafın onlarca kez çekilmediği günleri…

Bir anın yaşanmak için yaşandığı, paylaşılmak için değil.

Bugün bir kahve içiyoruz; fotoğrafını çekiyoruz. Bir yere gidiyoruz; hikâyesini paylaşıyoruz. Birini seviyoruz; çevrimiçi olup olmadığını kontrol ediyoruz.

Belki de bu yüzden geçmiş bize daha güzel görünüyor.

Çünkü geçmişin fotoğraflarında insanlar sadece orada.

Gülüyorlar.

Konuşuyorlar.

Birbirlerine bakıyorlar.

Ve kimse o anın kaç beğeni alacağını düşünmüyor.

Üstelik o eski fotoğrafların kusurları bile güzel geliyor bize. Görüntü bulanık, renkler soluk, ışık kötü…

Ama an gerçek.

Belki bugün teknoloji bize her şeyi daha net gösterirken, hayatı biraz daha bulanık yaşamaya başladık.

Bu yüzden “80’lerde yaşasaydık nasıl olurduk?” sorusu aslında “80’lerde nasıl görünürdük?” sorusu değil.

Bence asıl soru şu:

“Başka bir zamanda yaşasaydık, daha mutlu olur muyduk?”

Ve belki cevap düşündüğümüz kadar geçmişte değildir.

Çünkü her kuşak, kendisinden önceki zamanları biraz romantikleştiriyor. Geçmişin yalnızlığını, yokluklarını, zorluklarını unutup; geriye sadece sıcaklığını, samimiyetini ve güzel anılarını bırakıyoruz.

Sonra o anılara bakıp “Keşke…” diyoruz.

Oysa bizim de bugünümüz, yıllar sonra birilerinin bakıp özleyeceği fotoğraflarla dolacak.

Belki bugün sıradan sandığımız bir akşam…

Arkadaşlarımızla içtiğimiz bir çay…

Annemizin mutfaktan seslenişi…

Sevdiğimiz insanla yaptığımız basit bir yürüyüş…

Bugün fark etmeden yaşadığımız şeyler, yıllar sonra bizim “80’lerimiz” olacak.

Belki mesele başka bir zamanda doğmak değil.

Yaşadığımız zamanı, bir gün özleyeceğimizi bilerek yaşayabilmek.

Çünkü aslında biz 80’leri özlemiyoruz.

Hiç yaşamadığımız bir geçmişi, bize anlatılan hikâyelerden ve eski fotoğraflardan kendimize aitmiş gibi kurup özlüyoruz.

Belki de en tuhaf olanı bu:

Bir zamanın özlemini duyuyoruz ama o zamanın insanı hiç olmadık.

O sokaklarda hiç yürümedik, o şarkıları hiç o yıllarda dinlemedik, o fotoğrafların hiçbirinde gerçekten biz yoktuk.

Yine de özlüyoruz.

Çünkü bazen insan yaşamadığı bir geçmişi değil, yaşayamadığı bir hayatı özlüyor.

Ve belki yıllar sonra bugün çektiğimiz fotoğraflara bakacak başka bir nesil de aynı şeyi söyleyecek:

“Keşke biz de onların zamanında yaşasaydık.”

İşte belki o gün anlayacağız;

Bizim özlediğimiz 80’ler değilmiş.

Biz, henüz kıymetini bilmediğimiz bugünün geçmiş olmasını bekliyormuşuz.

Simge Dikmen

← Tüm haberlere dön